BAĞIMLILIKTA SELF-MEDİKASYON TEORİSİ

Yazan: Melike Şimşek

Self-medikasyon teorisi (Self-Medication Hypothesis); bağımlılığı “haz peşinde koşma”dan çok acı, eksiklik ve duygusal düzenleme çabası olarak açıklar. Bu yaklaşım Edward J. Khantzian tarafından geliştirilmiştir.

Bu teoriye göre kişi maddeyi keyif almak için değil, dayanamadığı bir içsel durumu yönetmek için kullanır. Yani madde: “zevk verici” değil, işlevsel bir çözüm gibi çalışır (en azından başlangıç döneminde).

TEORİNİN TEMEL VARSAYIMLARI

Madde seçimi rastgele değildir

İnsanlar belirli duygular için belirli maddeleri seçer. Örneğin; alkol veya benzodiazepinler daha çok kaygı, sosyal gerginlik, iç sıkıntısı için kullanılabilir. Opioidler ise duygusal boşluk, terk edilme, yoğun ruhsal acı için tercih edilebilir. Uyarıcılar (kokain, amfetamin); depresyon, enerji düşüklüğü, değersizlik için kullanılabilir. Esrar ise aşırı uyarılmışlık, öfke, içsel huzursuzluk için olabilir.

Tüm bunlar genelleştirilemez. Ancak madde, kişinin “eksik olan psikolojik işlevini” geçici olarak üstlenir.

Bağımlılık bir “duygu düzenleme bozukluğu”dur

Self-medikasyon teorisine göre bağımlılık, dürtüsellikten çok duygularla baş edememe sorunudur. Kişi kullanınca “dayanamıyorum” dediği şeyin dayanılır olduğunu keşfeder.

Travma ve bağlanma merkezi roldedir

Çocukluk çağı travması olanlarda, ihmal / istismar öyküsü olanlarda ve güvensiz bağlanma stilleri olanlarda bu teori özellikle güçlüdür. Madde, yatıştırıcı bir “psikolojik koltuk değneği” veya dışsal bir regülasyon aracı gibi çalışır.

Sorun maddenin kendisi değil, işlevidir

Self-medikasyon bakışı şunu söyler: “Maddeyi çekip alırsan, altta yatan acı çıplak kalır”. Bu yüzden sadece “bırakmak”, kaygıyı artırır ve nüks riskini yükseltir.

KLİNİK AÇIDAN ÖNEMİ

Bu teoriye göre bağımlı kişi zevk almaya değil, acısını dindirmeye çalışır. Madde keyif için değil, katlanabilmek için kullanılır.

Saf ayıklık odaklı müdahaleler, altta yatan duygu düzenleme ihtiyacı karşılanmadığında yüksek nüks riski taşır. Etkili tedavi; maddenin sağladığı işlevin psikoterapötik, ilişkisel ve duygusal düzenleme temelli alternatiflerle ikame edilmesini gerektirir. Bu nedenle klinik soru şu şekilde yeniden çerçevelenir: “Bu madde, danışan için hangi psikolojik işlevi yerine getiriyor?”.

“Neden içiyorsun?” sorusu genelde işlevsizdir ama “bu sana neyi sağlıyor?” sorusu kapıyı açar. Tedavide odak; “maddeyi bırak” değil, “madde neyin yerini tutuyor?” sorusudur.

Self-medikasyon, bağımlılığın tek açıklaması değildir. Bağımlılık; biyoloji, öğrenme, sosyal çevre ve dopamin sistemleriyle birlikte düşünülmelidir. Ama özellikle ruhsal travması olan danışanlarda bir klinik çerçeve sunar.

bağımlılıkta self-medikasyon teorisi

bağımlılıkta self-medikasyon teorisi

İkrah etmek!

ikrah-etmek.html